Anayasa Şikayeti ve AİHM Sempozyumu Üzerine Notlar
“Anayasa Şikayeti ve AİHM” Başlıklı Uluslararası Sempozyum 10 Aralık 2010 tarihinde Anayasa Mahkemeside gerçekleştirilmiştir. Anayasa Mahkemesi, Anadolu Üniversitesi ve Türkiye Adalat Akademisi’nin birlikte düzenlediği sempozyumda “Anayasa Şikayeti” konusu farklı açılardan olumlu ve olumsuz yönleriyle ele alınmıştır. Çok faydalı bilgilerin paylaşıldığı bu organizasyonda emei geçe tüm kurumlarımızı kutlarız. Sempozyuma ilişkin kısa notlara aşağıda yer verilmiştir.
*Hamit UÇMAN
*Mehmet Rauf KARSLI
Sempozyum Programı İçin Tıklayınız.
Sempozyum Fotoğrafları İçin Tıklayınız.
“Anayasa Şikayeti” – Bilgilendirme Notu:
Yüksek mahkemelerimizden birisi olan Anayasa Mahkemesi, Anayasanın 148. Maddesinin 1. Fıkrasında belirtilen hukuki düzenlemelerin anayasaya uygunluğunu denetlemektedir. (Anayasa Mahkemesi, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler ve bireysel başvuruları karara bağlar. Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler. Ancak, olağanüstü hallerde, sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesinde dava açılamaz. – 148/1)
12 Eylül 2010 tarihinde gerçekleştirilen halkoylamasında kabul edilerek yürürlüğe giren anayasa değişiklik paketi; Anayasa Mahkemesinin görevlerini düzenleyen 148. Maddede değişiklik getirmiştir. İlgili maddeye eklenen fıkralar ile literatürde – Anayasa Şikayeti – olarak adlandırılan, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapabilmenin önü açılmıştır. Bu yöntem daha önce hukuk sistemimizde herhangi bir örneği bulunmayan bir yöntemdir. Bu değişiklikten önce Anayasa Mahkemesi yine anayasada sayılan soyut norm denetimi yoluyla siyasi partilerin ve somut norm denetimi yoluyla başvuru yapmada yetkili gördüğü mahkemelerin başvurularını kabul etmekteydi. Bu değişiklikten itibaren Anayasa Mahkemesi kamu gücü eliyle haklarının ihlal edildiğini iddia eden vatandaşın başvurularını kabul edecek, inceleme konusu yapabilecektir.
Halkoylaması neticesinde Anayasanın 148. Maddesine eklenen fıkralar şu şekildedir:
- Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.( 148/3)
- Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.(148/4)
- Bireysel başvuruya ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir.
Eklenen bu fıkralar ile Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yada diğer adıyla Anayasa Şikayeti hukuk sistemimizde anayasal güvence altına alınmıştır. Anayasa maddelerinden de anlaşılabileceği gibi bireysel başvuruya konu olabilecek haklar; anayasada güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin kapsamında olanlardır. İlgili hakların kamu gücü tarafından ihlal edilmesi ve bu ihlal neticesinde ortaya çıkan hukuka aykırı durumun olağan kanun yolları çözülmesi gerekmektedir. Eğer bu çözümlemeden bir sonuç alınamaz ise anayasa mahkemesine bireysel başvuruda bulunulabilecektir.
Temel hak ve özgürlüklerin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında belirlenmesinin sebebi, Türkiye hakkında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne(AİHM) bireysel başvuruları azaltmaktır.
Anayasa yapıcı bireysel başvurunun özünden yukarıda ifade ettiğimiz gibi bahsettikten sonra başvuruya ilişkin usul ve esasların ne şekilde gerçekleşeceğinin kanunla düzenleneceğini belirtmiştir. Bu çerçevede kanun hazırlıklarının gerçekleştirilip bireysel başvuru hakkının tam anlamıyla hayata geçirilebilmesi için 2 yıllık geçiş süresi verilmiştir.
10 Aralık 2010 Cuma günü gerçekleştirilen -“Anayasa Şikayeti ve AİHM”- başlıklı sempozyum ilgili kanun hazırlıklarının bir parçası olarak gerçekleştirilmiştir. Anadolu Üniversitesi, Türkiye Adalet Akademisi ve Anayasa Mahkemesi işbirliğinde düzenlenen sempozyumda anayasa şikayetinin anlamı, sıkıntıları tartışılmış, anayasa şikayetini belli bir süredir uygulayan ülkelerin tecrübeleri dinleyicilere aktarılmıştır. Sempozyuma anayasa mahkemesi ve diğer mahkemelerden çok sayıda yargıç, Anadolu üniversitesi başta olmak üzere birçok akademisyen ve az sayıda kamu kurum ve kuruluşlarından temsilciler katılmıştır.
Sempozyumun Değerlendirilmesi:
Sempozyum Cuma günü saat 9:30 da Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Davut Aydın’ın konuşması ile başlamıştır. Rektör Aydın konuşmasında; Anayasa Şikayetine ilişkin ilk toplantının Eskişehir’de yapıldığını belirterek ikincisinin Ankara’da gerçekleştiğini söylemiştir. Üniversiteler tarafından yapılan yayınların sayı bakımından incelendiğinde birinci sırada Sağlık ikinci sırada Mühendislik yayınlarının bulunduğunu üçüncü ve son sırada ise Sosyal Bilimler yayınlarının olduğunu ifade ederek en çok sorun bulunan alanda inceleme ve araştırmaların az olmasının incelenmesi gereken bir durum olduğuna dikkat çekmiştir.
Anadolu Üniversitesinin ve üniversitelerin bu alanda yapabilecekleri çalışmaları 7 başlık altında sıralamıştır. Bu başlıklar:
1-) Üniversiteler bilimsel araştırmaları finanse edebilir.
2-) Üniversiteler yayınlar konusunda destek verebilir.
3-) Toplumun bilinçlendirilmesi amacıyla katkı sağlayabilirler. Bu noktada Anadolu Üniversitesi TRT ile stratejik işbirliği protokolü yapılmıştır. Yakın zamanda bir –Eğitim Kanalının – yayına girmesi sağlanacaktır.
4-) Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru için yetkili avukatların yetişmesi amacıyla İnsan Hakları Sertifika programları yapılabilecektir.
5-) Kütüphane ve kaynak desteği sağlanabilecektir. Bu amaca yönelik olarak Köln Üniversitesi ile Anadolu Üniversitesi arasında kütüphanenin kullanılmasına yönelik antlaşma yapılmıştır.
6-) Hukuk alanındaki dağınıklığı önlemek için –İnsan Hakları Araştırma ve Uygulama Merkezleri – kurulmalıdır.
7-) Çözüm amaçlı – Arama Konferansları – gerçekleştirilerek dünya genelinde paydaşlar belirlenmelidir.
Rektör Aydın’ın ardından Türkiye Adalet Akademisi Başkan Yrd. Sami Sezai Ural söz almıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuru hakkını tanıyan bütün ülkelerde anayasa şikayeti yolunun vazgeçilmez bir hak olduğunu belirterek ülkemizde bu uygulamanın yaşama geçmesi ile Anayasa Mahkemesinin “İnsan Hakları” alanında içtihat oluşturan bir mahkeme haline geleceğini belirtmiştir. Bu uygulama ile sahip olunan temel hak ve özgürlüklerin anayasal sınırlar içerisinde güvenle kullanılabileceğini altını çizmiştir.
Açılış konuşmalarının sonuncusu Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç tarafından yapılmıştır. Başkan Kılıç: Özgürlüklerin anayasada yazılmış olmasının çok anlam ifade etmediğini belirterek, Anayasa Şikayeti yolunun Türk Anayasal Sisteminde özgürlüklerin güvence altına alınması için önemli bir adım olduğunun altını çizmiştir.
Anayasa mahkemesinin komisyonlar oluşturarak Almanya/İspanya ve Güney Kore’deki anayasa şikayeti uygulamalarının incelenerek olumlu ve olumsuz yönlerinin raporlandırıldığını, kanunun hazırlık aşamasında dikkate alınacağını söylemiştir.
Diğer taraftan anayasaların bir devletin kimlik belgesi olduğunu ifade eden Kılıç, Hak ve Özgürlüklerin özünün insan onuru olduğunu, insan onurunu koruyabilen bir devletin Hukuk Devleti olabileceğini belirtmiştir. Bireysel başvurunun tam anlamıyla sağlanabilmesi için hukuksal alt yapının ve bilinçli kadroların yetiştirilmesinin önemine dikkat çekmiş bu amaçla bir an önce Türkiye’de yargı reformunun gerçekleştirilmesi gerektiğini savunmuştur.
Yargının üzerindeki iş yükünün çok fazla olduğuna dikkat çeken Başkan Kılıç özellikle – Kemal Türker – davası gibi zaman aşımı nedeniyle sonuçlanamayan davaların toplum vicdanını yaraladığını dolayısıyla Yargı Reformu gerçekleştirilmeden anayasaya bireysel başvurunun başarıya ulaşmasının mümkün olmadığını vurgulamıştır.
Açılış konuşmalarının ardından sempozyumun birinci bölümüne geçilmiştir.
Sempozyumun Birinci Bölümü:
Oturum Başkanı: Anayasa Mahkemesi Eski Başkanı: Tülay TUĞCU

Katılımcılar: Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi: Prof.Dr. Serap YAZICI
Anayasa Mahkemesi Raportörü: Yrd.Doç.Dr.Ali Rıza ÇOBAN
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Hakimi: Prof.Dr. Işıl KARAKAŞ
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi: Dr. Atilla NALBANT
Oturum Başkanı Tülay Tuğcu 10 Aralık gününün “Dünya İnsan Hakları Günü” olduğunu belirterek bu günde böyle bir sempozyumun yapılmasının manidar olduğunu ifade etmiştir. Yargı kurumlarının önem ve saygınlığının yargılamanın vatandaşta yarattığı güven ve adalet duygusu ile sağlanabileceğini belirterek anayasa şikayeti yolunun bu güvenin sağlanmasına hizmet edebileceğini belirterek oturumu başlatmıştır.
Sempozyumun birinci oturumuna ilişkin tartışılan görüşleri ve yapılan tespitleri şu şekilde ifade edebiliriz:
- Anayasa şikayeti yolunun yerleşik demokrasilerde, Latin Amerika ülkelerinde ve Uzakdoğu ülkelerinde uygulanan bir sistem olduğu amacın ise devlet otoritesinin kişilerin hak ve özgürlükleri açısından sınırlanması olduğu belirtilmiştir.
- Türkiye için Almanya örneğinin önemli olduğu katılımcılar tarafından vurgulanmıştır. Almanya’daki sistemin çok etkin olarak çalıştığı belirtilerek Alman Anayasa Mahkemesinin iş yükünün %95’ini Anayasa Şikayeti başvurularının oluşturduğuna dikkat çekilmiştir. Almanya’da anayasa şikayetinin uygulanması ile birlikte AİHM’ne başvurular da ciddi oranda azalma görülmüştür.
- Bizde daha önceki (2000 yılı TOBB Taslağı/ 2001 ve 2007 yılı Türkiye Barolar Birliği Taslağı ve 2004 yılı Anayasa Mahkemesi Taslağı) tüm anayasa taslaklarında anayasa şikayetine yer verilmiş olup temel amaç vatandaşlara iç hukukta bir yol açarak AİHM’ne olan başvuruları azaltmaktır.
- Anayasa metninde ifade edilen “ Kamu Gücü ” tam olarak tanımlanmamıştır. Yasamanın işlemleri bu madde içerisinde değerlendirilebilir mi? Katılımcılardan bir kısmı bu durumun Anayasa’nın 6. maddesinden dolayı mümkün olmadığını belirtmişlerdir. Diğer taraftan bu yol ile Anayasa Mahkemesine intikal eden bir yargı kararı karşısında Anayasa Mahkemesinin ne yapacağı kestirilememektedir. Yargılamanın iadesi kararı verebilecek midir ya da sadece tespit yapmakla mı yetinecektir. Yada ilgili kararın verilmesine dayanak teşkil eden kanun maddesini iptal edebilecek midir? Kanun hazırlanırken bu hususlara kesinlikle dikkat edilmelidir.
- Tartışılan bir diğer husus olayla sınırlı karar vermenin mümkün olup olmadığıdır. Anayasa Mahkemesinin kararlarının mevcut durumda herkesi bağladığından dolayı burada ciddi bir belirsizlik vardır. Ayrıca anayasa şikayetinde süre konusu hazırlanacak kanunda ayrıntılı olarak düzenlenmelidir. Bu doğrultuda özellikle idari yargıdaki sürelere dikkat edilmelidir. 60 günlük süreyi aşan bir başvurunun kabul edilmesi idari yargı sisteminin iflası anlamına gelebilmektedir.
- Anayasa Mahkemesinin önceki kararları katılımcılar tarafından sıkıntılı bulunmuştur. Mahkemenin anayasal sınırlar içerisinde ve hak eksenli karar veremediği belirtilerek bireylerden çok devleti koruduğu ifade edilmiştir. Bu noktada mahkemenin siyasi parti kapatma davalarından örnekler verilmiştir. (1982 Anayasası döneminde 19 siyasi parti kapatan Mahkeme, 1989’da AİHM başvuru hakkının kabul edildiği tarihten itibaren bu yöndeki kararını değiştirmemiştir. 2004 yılında Anayasanın 90. Maddesinde gerçekleştirilen değişiklikte Mahkeme tarafından dikkate alınmamıştır.)
- Katılımcılar meydana gelmesi muhtemel iş yüküne de dikkat çekmişlerdir. Anayasa Mahkemesinin daha önce istisnalar hariç yasama organını denetlemekte yetkili iken artık yargı ve yürütmeden kaynaklanan somut olayları denetleyebilecektir. Oluşacak ağır iş yükü sorunu ile başa çıkabilmesi için başvuru kriterleri ayrıntılı bir şekilde belirlenmelidir. (Başvurucu kişi yer/konu/zaman kıstasları açısından ayrıntılı belirlenmelidir.)
- Bu açıdan katılımcılardan birisi tarafların iyi tanımlanması gerektiğini belirterek özel hukuk sujelerinin doğası gereği insan hakları öğesi olmadığını ifade etmiştir. Sendika, dernek, siyasi parti gibi organizasyonlar eğer başvuruda bulunabilecekler ise kendi tüzel kişilikleri için mi yoksa üyeleri adına mı başvurabileceklerinin açığa kavuşturulması gerekmektedir.
- Anayasa Mahkemesinin bireysel adalet dağıtıcısı olarak görülmemesi gerektiğini ifade eden katılımcılar bireysel adaletin ilk derece mahkemesi ve idari organlar tarafından sağlanması gerektiğine dikkat çekmişlerdir.
- Gerçekleştirilen anayasa değişikliği ile sistemimiz getirilen önemli yeniliklerden biriside “Kamu Denetçiliği” kurumudur. Anayasa şikayeti ile kamu denetçiliği kurumu arasında bağlantının kurulması gerekmektedir. Bu doğrultuda kamu denetçisine başvuru anayasa şikayetinin ön şartı kabul edilebilir.
- Avukat ile başvuru zorunluluğunun olup olmamasına dikkat çekilmiştir. Avukatla başvuru zorunluluğu getirilmesi başvuruların nitelik açısından yeterli olmasının yanında kişilerin hak ve özgürlük aramasını engelleyici bir tarafı bulunduğunun da altı çizilmiştir.
- Katılımcılar kamu gücü ifadesinden hareketle egemenlik yetkisinin kullanıldığı bütün alanlarının anayasa şikayetinin kapsamına gireceğini belirtmişlerdir. Bu noktada ise “Sınır Ötesi Operasyonlardan” doğan hak ihlallerinin başvuru konusu olup olmayacağının tanımlanması gerekmektedir. Bu açıdan Türkiye adına katılımların bireysel başvuruya konu olabileceği fakat NATO gibi güçler adına katılımın başvuruya konu olmasının mümkün olmadığı belirtilmiştir.
- İş yükü açısından geleceğe yönelik bir bakış açısının oluşması amacıyla katılımcılar şu ana kadar gerçekleşen bir takım sayısal verileri paylaşmışlardır. AİHM’ ne bireysel başvuru ortalama 5000 civarı iken geçen yıl toplam 8000 başvuru gerçekleşmiş bu başvuruların 6500 kayda alınmıştır.
- Katılımcılar Yargıtay’ın yıllık 550.000 civarı karar verdiğini, bu kararların 350.000 civarının kesin kararlar olduğunu, Danıştay’ın ise yıllık 100.000 civarı karar verdiğini bunlardan 50.000 civarı kararın kesin karar olduğunu belirterek 400.000 civarı iç hukukta kesinleşen kararın %1’inin Anayasa Mahkemesine anayasa şikayeti ile gelmesi durumunda bunun yaklaşık 50.000 dosyaya tekamül edeceğini tespit etmişlerdir.
- Bireysel başvurunun uygulandığı ülkelerde kesinleşen kararların %10’unun bireysel başvuruya konu olduğunu bunlardan da %5’inin kabul edildiğini belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemenin iş yükünün önemli bir kısmı kabul edilebilirlik aşamasıdır. Yasa hazırlanırken filtreleme yapabilmek amacıyla mümkün olduğunca fazla komisyon kurulmasına cevaz verilmelidir. Başvuruda eksiklikler için kesin bir süre verilmelidir. Süre tamamlandığında tamamlanmamışsa kayıttan düşülmelidir.
- İspanya’da 2009 yılında 10.000 başvurudan 9.000’inin – adil yargılama – ile alakalı olduğu belirtilerek Türkiye’de de dosyaların büyük kısmının adil yargılama ile alakalı olmasının beklenilmesi gerektiği belirtilmiştir.
- İç hukuk ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin uyum içerisinde olması gerektiğine dikkat çekilerek sözleşme hükümlerinin Anayasanın 90. Maddesinden hareketle ilk derece mahkemeleri tarafından dikkate alınması durumundan Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruların azalacağı belirtilmiştir.
- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Hakimi Işıl Karakaş tarafından Türkiye’nin AİHM karnesi katılımcılarla paylaşılmıştır. Bu doğrultuda dosya sayısı açısından Türkiye’nin Rusya’dan sonra 2. Olduğu belirtilerek, Ekim 2010 itibariyle Mahkeme önünde 18.500 civarı dosyasının bulunduğu ifade edilmiştir.
- 1959-2009 yılları arasında Türkiye hakkında en çok insan hakları ihlali kararı verilen ülkedir. Bu konuya ilişkin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Maddelerinden Türkiye’ye ilişkin örnekler verilmiştir. Örneğin AİHS’nin 3. maddesi olan “İşkence ve Kötü Muamele Yasağına” ilişkin Türkiye hakkında 24 ihlal kararı verilmişken, Rusya için 18, Moldova için 17, İngiltere ve Fransa için 1 karar verilmiştir. Bir başka örnek AİHS’nin 10. maddesi olan “İfade Özgürlüğü” ne ilişkindir. Bu madde kapsamında Türkiye için 182 ihlal kararı verilirken Avusturya için 32, Rusya için 19 ihlal kararı verilmiştir. Bu rakamlar Türk yargı organlarının ve idari makamlarının AİHM içtihatlarına dikkat etmediklerinin göstergesidir.
- Katılımcılar mağdur kavramının da kanunda iyi bir şekilde tanımlanması gerektiğini belirterek hakkı ihlal edilen kişinin; doğrudan mağdur/dolaylı mağdur/potansiyel mağdurdan birisi olabileceğini ifade etmişlerdir. AİHM’nin özellikle telefon dinleme ve eş cinsellikte potansiyel mağduriyet kavramını kabul ettiği vurgulanmıştır.
- Anayasa Mahkemesi’nin süper temyiz mercii bir mahkeme olmaması gerektiği katılımcılar tarafından ortaklaşa vurgulanırken Anayasa Mahkemesi ile AİHM arasında etkili yakın bir işbirliği sağlanabilmesinin kanallarının oluşturulması gerektiği belirtilmiştir.
Sempozyumun İkinci Bölümü:
Oturum Başkanı: TBMM Anayasa Komisyonu Bşk: Burhan KUZU
Katılımcılar: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Hakimi: Prof.Dr. Luis L. GUERRA
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Hakimi: Mirjana L. TRAJKOVSKA
Venedik Komisyonu Üyesi: Prof.Dr.Arne MAVCİC
Oturum Başkanı Burhan Kuzu, ülkemizde yaşayan vatandaşların temel hak ve özgürlüklerinin kamu otoritesi karşısında güvence altına alınması sürecinde Anayasa Şikayeti yolunun tarihi bir dönemeç olduğunu belirterek bu sempozyumda ortaya çıkan fikirlerin ve yapılan tartışmaların kanunun hazırlık sürecinde yasamaya çok büyük faydalarının dokunacağını belirterek oturumu başlatmıştır.
Sempozyumun ikinci oturumuna ilişkin tartışılan görüşleri ve yapılan tespitleri şu şekilde ifade edebiliriz:
- İspanya Anayasa Mahkemesini 1978 yılında hayata geçirmiştir. İspanya’da Alman modelinin aynısı benimsenmiştir. Anayasa mahkemesinin İspanya’da 3 temel görevi bulunmaktadır: Normların anayasaya uygunluğunu soyut bir şekilde kontrol etmek/Yarı federal bir yapıya sahip olduğundan yetki çatışması ile ilgili uyuşmazlıkları çözmek/Kamu güçlerinin belirli eylemleri nedeniyle başvurulan Anayasal Şikayet başvurularını incelemek. Bu doğrultuda İspanya’da yasama organının işlemleri Anayasal Şikayete konu olamamaktadır.
- İspanya’da anayasal şikayete başvurma konusunda tüzel ve gerçek kişi ayrımı yapılmamıştır. Bütün hukuk süjeleri anayasal şikayete başvurabilir. Bizdeki benzer bir uygulama olarak tüm kanun yolları tüketildikten sonra anayasal şikayete başvurmak gerekiyor. Dolayısıyla anayasal şikayet hak arama mücadelesinde tali bir yoldur.
- Avrupa’nın birçok ülkesinde olduğu gibi İspanya’da başvurular avukat aracılığıyla gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bireylerin parası yoksa Barolar tarafından avukat temin edilmektedir. Burada ülkemizde de uygulanabilecek bir yapıdan bahsedilmiştir. Baro başvuruyu inceleyip avukat atayıp atamayacağına karar vermektedir. Avukat vermeye gerek görmediği dosyalar anayasal şikayete konu olamamaktadır. Bu ise Anayasa Mahkemesine başvuruları için önemli bir filtreleme yöntemi olarak görülmektedir.
- Avrupa’da dosyaları filtrelemek için oluşturulan komisyonlar ortalama 3 hakimden oluşmakta ve oybirliği esasına göre çalışmaktadır. Eğer komisyonlarda oy birliği sağlanamazsa dosyalar 6 yargıçtan oluşan bir daireye havale edilmektedir. Komisyon ve daireler tarafından verilen kabul edilme/edilmeme kararına karşı temyiz yoktur.
- İspanya Anayasa Mahkemesine yıllık yaklaşık 11.000 civarı dosya gelmektedir. Bu dosyaların %97.49’u Anayasa Şikayeti dosyalarıdır. Bu başvuruların büyük yüzdesi ilk aşamada elenmektedir. (Yaklaşık %95)
- Anayasa Şikayeti yöntemi uygulanan ülkelerde zamanla dosya sayısının artması ile Anayasa Mahkemelerin diğer işlerinde karar verme süresi 10 yıl ve üstü şekilde uzamıştır. Bu durumda zamanla ilgili kanunlarda başvuru süresini azaltmaya yönelik düzenlemelerin yapılmasına yol açmıştır. Örneğin 1979’da kurulan İspanya Anayasa Mahkemesinin görevlerinde 1988 ve 2007 yıllarında kapsamlı değişiklikler gerçekleştirilmiştir.
- Türkiye’nin kanunu hazırlarken dinamik bir süreç olduğunu unutmaması gerektiği katılımcılar tarafından sıklıkla vurgulanmıştır. Anayasa şikayetinin tüm toplumu ilgilendiren özel öneme haiz konuları kapsayacak şekilde daraltıcı bir şekilde tanımla alternatifi sunulmuştur.
- Avrupa’da anayasa mahkemesinin anayasa şikayeti yetkisinden hareketle yetkisini aştığına ilişkin eleştiriler çok sık dile getirilmeye başlanmıştır. Bu açıdan anayasa mahkemesinin ilk derece mahkemeleri ile koordinasyonu büyük önem taşımaktadır.
- Türkiye’nin örnek alması gereken ülke örneklerinin Almanya ve İspanya olduğu katılımcılar tarafından sıklıkla belirtilmiştir. Katılımcılardan birisi Makedonya örneğini anlatırken Türkiye’de karşılığı Kamu Denetçisi olan Ombudsmanların bireyler adına Anayasa Mahkemesine başvuru hakları olduğunu belirtmiştir. Makedonya vatandaşlara verilen başvuru süresinin 60 gün her halükarda ise 5 yıl olduğuna dikkat çekilmiştir. (AİHM’nin uygun gördüğü süre ortalama 6 aydır.)
- Başvuru kriterlerinin iyi belirlenmesi uluslar arası katılımcılar tarafından da ifade edilmiştir. Bu açıdan Slovenya uygulaması dinleyicilerle paylaşılmıştır. Slovenya’da bir başvurunun kabul edilebilmesi için kişinin üzerinde ağır bir zarar getirmesi şartı getirilmiştir.
- Avrupa uygulamalarında Anayasa Mahkemelerinin başvuruya konu bir olayı incelediğinde hak ihlalinin yürürlükteki bir kanun hükmünden kaynaklanması durumunda resen kanunu incelemeye alıp iptal edebildiğine katılımcılar tarafından dikkat çekilmiştir.
*Devlet Personel Uzman Yardımcısı

